facebook groups   google play

Merhametin Sonsuz Değilse Sen de Sonsuz Olamazsın! (Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor/ Stefan Zweig)


Nereden başlayacağımı bilmeyerek parmaklarımın ucundaki kelimelere düşman kesildim. Rahel’in, dünya üzerinde belki de hiçbir kadının sınanmadığı bir şekilde sınava tabi tutulması, Yakup’un öfkesi, Lavan’ın sahtekârlığı, Lea’nın araftaki gözyaşları ve Tanrı… Evet Tanrı… Tanrı’nın merhametinde yıkamak gerek tüm kainatı.

Hz. Yusuf’un hayatını anlatan filmleri, dizileri izleyerek yıllar geçirdik, hayatına kimi zaman imrendik kimi zaman acısının tarifsizliğinde kavrulduk. Ancak Yusuf Peygamber’in acısı, yaşadıkları ve bunlara göğüs gererken ki metanetinin, sabrının annesi Rahel’den miras olduğundan nasıl da bihaberiz.

Hatırlar mısınız bilmem, Yusuf Peygamber'i kuyuya atmak için otlağa götürme fikri ortaya dökülmeden evvel, abilerinden biri kıskançlık tohumlarını şu cümleler ile aç toprağa serpiştirmişti: “Babamız Yakup, en çok Yusuf ve Bünyamin’i seviyor. Onlar Rahel’in oğulları.”

Rahel kimdir, Lea kimdir, Tanrı’nın merhameti, sabrı bir insanın içinde nasıl var olabilir?

Stefan Zweig, ‘Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor’ kasidesinde, kendi köklerimizi ifade etmeyi arayan bir bilinç ile buluşturuyor bizi.

Sıradan denebilecek bir günün ertesi, kalbime bir ağırlık çöküyor; sesler işitiyorum, dünyanın varoluşundan bu yana sarf edilmiş tüm kelimeler sanki zihnime hücum etmiş, kulaklarımda yeniden hayat buluyor. Tanrı’ya isyan etmiş tüm insanların günahı benim bedenimdeymişçesine yırtıyorum elbiselerimi, bilinçsiz… Bir karanlık çöküyor, tan yeri kızıllığını alıp götürüyor. Beş yaşlarında gördüğüm bir rüyayı yaşıyorum, dev bir köstekli saat askıda kalmış gökyüzünde tüm insanlar giysilerimizi parçalaya parçalaya saate koşuyoruz, Tanrı’nın merhamet saati…

Keruvlar, melekler, yaradılıştan bu yana tüm peygamberler, dünya ile ahiret arasındaki tüm canlılar Tanrı’nın huzurunda, rüzgâr keskinliği ile toprak acımasız, soğuk kucağı ile bulutlar karanlık bir perdeymişçesine itaat ediyor Tanrı’ya ve sonsuz uykusunda olan tüm insanlar ete kemiğe bürünüyor.

Peygamberler, sevgili kullar, isyankârlar, taş bile, su bile Tanrı’ya yalvarıyor merhamet dileniyor ama nafile. Tanrı ona şirk koşanları affetmeyecek.

Ta ki kızılı karasına yakınsamış bir toprak yığını hareketleniyor, toprak çamura, çamur et ve kemiğe bürünüyor. Dünyanın tüm ihtişamını basit keten zıbının içinde taşıyor Rahel Ana, çocuklarına merhamet dilemek için Tanrı’nın önünde diz çöküyor. Ve başlıyor anlatmaya.

Doğuda, Harran bölgesinde bir çobandır Rahel, Lavan’ın kızı Rahel, güzeller güzeli... Bir gün babasının koyunlarını su içmeye götürüyor, hizmetkârları kuyunun taşını kaldıramayınca yardımlarına bir genç koşuyor bir hışım kaldırıyor kapağı. Yakup kapağı kaldırdıktan sonra ona teşekkür eden bir genç kız görüyor, kalbi depremlerle sarsılıyor, Tanrı yüreğine sabırsız bir sevgi ve aşk nakşediyor sabırla on dört sene terbiye edebilsin diye.

Yakup ile Rahel Tanrı isteğiyle birbirlerine yazılmış iki sevdalı ancak Lavan acımasız, merhametsiz bir baba, Yakup’a yedi yıl yanında çalışması şartı ile Rahel ile evlendirilme sözü veriyor. Sabırla büyüyen, gün geçtikçe daha dayanılmaz ama bir o kadar güçlü bir aşkın eşiğinde yedi yıl geçiyor. Rahel ile Yakup’un düğün vakti gelip çatıyor.

Lea, Rahel’in yıldızı pek parlamayan ablası, iki sene fark ile aynı karından düşmüş, anne rahminin merhameti ve sevgisi ile kutsanmış iki kardeş.

Lavan, Lea’yı çadırına çağırdığı sıra Rahel’in içinde bir kuşku filizi... Babası ve ablasını takip edip çadırın sınırına siniyor. İşittikleri sadece yürek burkmuyor, içini öfke kaplıyor, nefret avuç büyüklüğündeki kalbinden taşıyor. Koşup varıyor Yakup’un yamacına, babasının Yakup’u düğün gecesinde kandırıp onu Lea ile evlendireceğini söylüyor. Yakup, düğün gecesi Rahel’i tanısın diyen Rahel Yakup’u alnından üç kez öpeceğini söylüyor.

Düğün günü ambara kapatılan Rahel, varın tahmin edin nasıl sancılar çekiyor, Tanrı’nın öfkesiyle örtüşecek bir öfke, dağlarında zulüm olan bir devrin nefretiyle her zerresindeki intikam duygusuna karşı savaşıyor. Paramparça olmuş, her şeyden önce kırgın ve de kaybolmuş.

Ambarın kapısı aralanıyor ışık huzmesiyle birlikte Lea içeri adım atıyor. Kardeşinin dizlerinin dibine çöküyor ne kadarı bencillik ne kadarı çaresizlik bilemem ama Rahel’i siyah ve beyaz arasında bir seçim yapmaya sürüklüyor. Ve Rahel ancak Tanrı’nın sahip olabileceği bir merhametle, aynı karından düştüğü kadına öfkesini yitiriyor ve ona yol gösteriyor. Yakup’u alnından üç defa öpmesini tembihliyor, ta ki Lea “Sesimi duyup Rahel olmadığımı anlamaz mı?” diyene kadar, Rahel sadece Yakup’a ihanetini düşünürken şimdi maruz kalacağı eylemin katlanılamaz olması ile yüz yüze kalıyor.

Yakup ve Lea’nın düğün çadırı, Rahel’in durması gereken yatağın ucunda Lea... Yüzü kat kat peçe ile örtülmüş tanınmıyor. Yatağın hemen yanında karanlık kimsesiz bir köşeye sığınmış Rahel... O gece Yakup tohumlarını Lea’nın rahmine dökerken orada olacaktı. Yakup seslendiğinde ona cevap verecekti. Sevdiği adam ve ablası bir geceyi, bir yatağı paylaşırken; Yakup, Rahel’in teninde kavrulduğunu sanırken Rahel yataklarının başucunda hiçbir kelime ile tarif edilemeyecek, hiçbir acı ile kıyaslanamayacak, dünyada belki de hiçbir kadının sınanmadığı bir şekilde sabır ve merhamet sınavlarının en ağırına tabi oluyordu.

“O gece yaptıklarım, gösterdiğim sabrım Yüce Tanrı'm yeryüzünde övündüğüm yegane eylemdi çünkü o gece senin gibi sabırlı, senin gibi merhametliydim. Yüreğimin çaresizliği, çektiği acı, yeryüzünde tüm insanlarınkinden daha fazlaydı ve yeryüzünde başka bir kadını beni sınadığın gibi sınamış mısındır bilmiyorum. Ve Yüce Tanrı'm ben o geceye, tüm gecelerin gecesi olan o geceye sonun kadar dayandım.”

Yeryüzündeki çocukları için merhamet dileyen Rahel Ana Tanrı ile hesaplaşıyor. Yakup Peygamber'in aşkı ile iki kere yedi yıl beklediği sevgili eşi, Yusuf Peygamber'in annesi, gecelerin gecesinde lime lime parçalandığı bir acıya maruz kalan Rahel Kadın, Tanrı’nın merhameti önünde diz çöküyor.
Beş yaşında bir çocuğun, Tanrı’nın merhamet saati yediyi vurup durduğunda gördüğü kadın Rahel Ana mıydı, bilinmez. Ancak her insan içinde neye, kime inanıyorsa inansın; Tanrı’nın bilinmeyen ve evrenin bilinen sonsuzluğu arasında bir noktada, sonsuzluk kadar uzun ve sonsuzluğun bir parçası olacak kadar kısa bir mesafede öfke, sabır, nefret, merhamet ve sevgi taşır.

Stefan Zweig’in üç kasidesine yer verdiği “Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor” romanından küçük bir hikayeyi sizlerle buluşturdum. Stefan Zweig, Nuh Peygamber'i, gemiden kara bulsun diye uçurulan üç güvercinin hikayesini, zeytin dallarını, bir savaşta bilmeden öldürdüğü abisinin gölgesinde günahtan arınmış bir hayat yaşama çabasındaki adamın hikayesi ve daha nicesi ile sizleri huzuru, barışı, Tanrı’yı ve kendilerini arayan insanlara yoldaşlık etmeye davet ediyor.

İnceleyen: Büşra Abacı
Kitabın Adı: Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor
Kitabın Yazarı: Stefan Zweig
Çeviren: Gülperi Sert
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 1. Basım Ağustos 2018
Sayfa Sayısı: 70

ISBN: 9786052955840

İçeriklerimiz, pdf anlatımlar dahil, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nca korunmaktadır. Telif haklarının herhangi bir şekilde ihlali, başka yerlerde isimsiz yayımlanması, çeşitli kitap kaynaklarında izinsiz yer alması, içeriğin izinsiz kopyalanıp başka bir isimle tanıtılması vb. ile yapan kişi, kişiler veyahut kurumlar hakkında gerekli işlemler başlatılacaktır. 
 Türkçe ve Edebiyat yönetimi.
UYARI: Bu inceleme, yazarın ve site yönetiminin izni olmadan hiçbir şekilde alıntılanamaz.

Yorum Gönder

2 Yorumlar