UYARI: Facebook ve Instagram üzerinden gelenler, PDF'leri indirebilmek için sağ üstteki "üç nokta"ya basarak "tarayıcıda aç" (chrome, safari vb.) tuşuna tıklamalıdır. Facebook veya Instagram tarayıcısından Google Drive indirme yapmamaktadır.

Sohbet/ Söyleşi Nedir, Özellikleri Nelerdir?


Türk edebiyatı üzerinde sohbet türü, önceki zamanlarda musahebe adıyla anılmaktaydı. Arapça olan bu sözcük, terim olarak Osmanlıcada sohbet, söyleşi anlamına gelmektedir. Bu ifadede yer alan sohbet terimi de Arapçadan Türkçeye geçmiştir. Arkadaşlık, yârenlik anlamını taşımaktadır. 

Sohbet yazı türünün Türk edebiyatına girişi ise Tanzimat'la birlikte gerçekleşmiştir. Bir yazı türü olan sohbetin tanımları için şu görüşler ortaya atılmıştır:

Günlük olaylardan seçilmiş bir konuyla ilgili kişisel görüşlerin okuyucu ile karşı karşıya bulunuyormuş gibi konuşma havasında fazla derinliğe inilmeden kaleme alındığı yazılar...
Günlük olayların; sosyal, siyasî ve edebî konuların fazla derine inilmeden “zarif ve olgun temasla” işlendiği yazı türü...

Sohbet yazılarında yazarın kendi görüş ve düşünceleri ön plandadır. Başkalarının görüşleri, pek dikkate alınmaz. Bu sebepten ötürü kanıtlama amacı da güdülmemektedir. Kısacası sohbet yazı türünde şahsilik ön plandadır. Elbette atlanmaması gereken esas hususlardan biri de sohbet yazarının bilgi birikimine sahip olması gerektiği hususudur.

Sohbet türünün herhangi bir konu sınırlaması bulunmamaktadır. Ele alınan konular makale ya da diğer bilimsel yazılarda olduğu gibi derinlemesine incelenmez, yüzeysel bir şekilde incelenir. Sohbet yazılarının olmazsa olmazı "derli toplu, özlü, kısa" olmasıdır.

Sohbet yazarı, sıcak ve samimi bir üslubu tercih etmelidir. Sohbet türünün vazgeçilmez unsuru bu üsluptur. Sohbetteki mizahi ve hicivsel unsurlar sohbeti daha da çekici kılmaktadır. Bunların yanı sıra okuyucuyu fikre çekebilme amacıyla sorular sorularak karşıda biri varmışçasına yazı oluşturulur. Sohbet yazılarında tercih edilen dil ise günlük dildir.

Burhan Paçacıoğlu, sohbet yazısında dikkat edilmesi gereken hususları şöyle maddeleştirmiştir:
  • Sohbetlerde daha çok okurların ilgisini çeken günlük olaylar konu edilmelidir.
  • Okuyucuya verilmek istenen bilgi ve düşünceler, kısa yoldan, derli toplu verilmelidir.
  • Anlatım süsten ve sanatlardan uzak, herkesin anlayabileceği özellikte ve konuşma diline yakın olmalıdır.
  • Yeri geldikçe konu ile ilgili fıkra, halk deyimi, atasözü, vecizeler konulmalıdır. 
  • Okura verilmek istenen düşüncenin işlenmesini kolaylaştırmak için, konu ile ilgili sorular sorulup cevaplandırılmalıdır.
  • Ana fikrin, okuyucuyu kendimize iyice yaklaştırıp onun güvenini kazandıktan sonra yazının sonuna doğru okuyucuya verilmesi yerinde olacaktır. 

Tüm konuyu özetleyecek olursak 

  • Herhangi bir konu üzerinde karşılıklı konuşma havası şeklinde yazılan metinlere sohbet yazısı denir.
  • Yazar, karşısında biri varmışçasına konuşur.
  • Samimi bir hava hâkimdir.
  • Öznellik söz konusudur.
  • Öznellik söz konusu olduğu için düşüncenin kanıtlanma ihtiyacı yoktur.
Türk edebiyatında sohbet türünde verilmiş önemli eserler şunlardır:
Melih Cevdet Anday
Dilimiz Üstüne Söyleşiler
Ahmet Rasim
Ramazan Sohbetleri
Suut Kemal Yetkin
Edebiyat Söyleşileri
Şevket Rado
Eşref Saati


Bir tesadüf beni genç bir memurla tanıştırdı. Kendisiyle yüz yüze geldiğimiz zaman, biraz da sıkılarak bana bir itirafta bulundu, insaınin yaşı ne olursa olsun hayatta muvaffak olmak ve yükselmek için geç kalmış sayılmaz, tarzındaki sözleriniz bana cesaret verdi. Bu yaştan sonra muhasebe dersi almaya kalktım." dedi. Ara sıra söylediğim sözlerin büsbütün boşa gitmediğini bir tesadüfle öğrenmekten duyduğum heyecanlı sevinci tarif edemem. İşte bir vatandaş, kendisine mukadder saydığı çerçeveyi kırarak daha iyiye doğru gitmeye karar vermiş, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmak için yeni gayretler sarf etmeye girişmiş. Ne güzel şey!

Bu güzel hadisede insanı üzen nokta bu zatın ancak 30 - 35 yaşlarında bulunması ve bu yaşlarda kendisini ihtiyarlamış sayması idi. "Bu yaştan sonra muhasebe öğrenmeye kalktım." dediğine bakılırsa giriştiği yeni hamleyi biraz gecikmiş bulduğu anlaşılıyordu. Kendisini kırkından sonra saz çalmaya kalkmış sayan bir hâli vardı. Öyle ya... Nota bilmeyen ve hayatında eline saz almamış bir adam kırkından sonra bu işleri öğrenmeye kalkarsa ne yapabilir?

Hemen cevap vereyim ki gayet mükemmel besteler yapabilir. Radyoda arada bir Hacı Arif Bey'in bestelerini dinler, eğer iyi eller tarafından çalmıyorsa mest olursunuz. Bilir misiniz ki bu Hacı Arif Bey hiçbir saz çalmasını bilmez, üstelik notadan da anlamazmış. Kaç yaşında bestekârlığa başladığını pek öğrenemedim ama hafızası çok kuvvetli olduğu için bir defa duyduğu şarkıyı pürüzsüz okur, üstelik pek kıvrak ve kibar besteler yaparmış. Hacı Arif Bey'in bestelediği eserlerin sayısı binden fazladır ve onlar musiki meclislerimizin en seçkin sermayelerini teşkil ederler.
Bilmem ki acaba küçük bir memur olması mı bu vatandaşımızı ümitsizliğe düşürüyor? Kim büyük memur olarak işe başlamıştır?

Osmanlı devrinin en büyük sadrazamlarından Köprülü Mehmet Paşa köyünden İstanbul'a geldiği zaman okuma yazma bilmeyen bir delikanlı idi. Bu yüzden küçük bir kâtip olarak bile işe başlayamazdı. Saray mutfağına yamak olarak girdi. Oradan aşçılar arasına karıştı. Yüksek zekâsı ve yüksek azmi ile günün birinde sadrazam oldu.

Osmanlı tarihinin büyük adamlarından çoğu küçük ve silik şahsiyetler olarak hayata başlamış, azim ve iradeleri sayesinde parlamışlardır. Kanunî Sultan Süleyman devrinde on üç yıl sadrazamlık eden ve Makbul İbrahim Paşa diye anılan Damat İbrahim Paşa, bir İtalyan gemicisinin oğlu idi. Çocukken Cezayir'de korsanların eline düşmüş, Manisa'da bir dul kadına satılmıştı. Kanunî Sultan henüz şehzade ve Manisa'da vali iken keman çalmakta maharetini görerek onu hizmetine aldı. Tahta geçince kendisine odabaşı oldu. Kısa zamanda vezirler arasına girdi. 1522'de de Pirî Paşa'nın yerine sadrazam oldu. Kanunî kardeşi Hatice Sultan'ı muhteşem bir düğünle ona vermiş, böylelikle gemici çocuğu, Damat İbrahim Paşa olarak Macaristan, Avusturya seferleriyle Mohaç zaferinde yararlıklar göstermiş. Böyle bir yükseliş gerçi insanın başını biraz döndürebilir. Fakat fazla gurur getirmesi, onun tarihte, Makbul İbrahim Paşa yerine Maktul İbrahim Paşa diye anılmasına sebep olmuştur. Çünkü sonunda öldürüldü.
Şevket Rado ( Eşref Saati )
Kaynak: ODACI, Serdar (2001), Türk Edebiyatında Sohbet Türü Üzerine Bazı Görüşler, Türkbilig, 92-96.
İçeriklerimiz, pdf anlatımlar dahil, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nca korunmaktadır. Telif haklarının herhangi bir şekilde ihlali, başka yerlerde isimsiz yayımlanması, çeşitli kitap kaynaklarında izinsiz yer alması, içeriğin izinsiz kopyalanıp başka bir isimle tanıtılması vb. ile yapan kişi, kişiler veyahut kurumlar hakkında gerekli işlemler başlatılacaktır. 
 Türkçe ve Edebiyat yönetimi.

0/Yorumlar