Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedîde) Topluluğu Özellikleri, Sanatçıları, Eserleri (1896 - 1901) | PDF


Servetifünun Edebiyatı Oluşumu

  • Bu dönemde Osmanlı-Rus savaşı bahanesiyle 2. Abdulhamit, Meclis-i Mebusan’ı kapatır.
    • Bu kapatma sonucunda birçok aydın sürgüne gönderilmiştir.
    • Böylelikle jurnalliğin ön plana çıktığı bir dönem olan İstibdat Dönemi başlamıştır.
    • Böylelikle içine kapanan birçok şair, sanat yapma amacına yönelmiştir. 
    • Bu baskı sonucunda birçok şairde “yeşil yurt” özlemiyle İzlanda’ya gitme arzusu uyanmış ancak Anadolu’nun bir köyünden öteye gidememişlerdir.
  • Bu dönemde dergi, Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkartılmıştır ve derginin amacı bilimsel, teknolojik gelişmeleri takip etmektir.
    • Dergi adı olarak ilk amacına uygun bir şekilde Fenlerin Serveti anlamına gelen Servet-i Fünun seçilmiştir.
    • Recaizade Mahmut Ekrem, bu dönemde Tevfik Fikret’i derginin başına getirmesiyle dergi “edebiyat” dergisine dönüşmüştür.
  • Bu dönem sanatçıları, eserlerini “Edebiyatıcedide (Edebiyat-ı Cedide) Kütüphanesi adı altında yayımlamıştır.
  • Fransız edebiyatçıları, örnek alınan sanatçılardır.
    • Bu nedenle “realizme” ilgi duymuştur.
  • İçerik olarak bu dönemde Avrupalılaşma vardır. 
  • Ahmet Mithat Efendi’nin Sabah’ta yayımladığı “Dekadanlar” ile bu dönem ağır eleştiri bombardımanına tutulmuştur.
  • Bu dergi, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Edebiyat ve Hukuk adlı çevirisiyle kapatılmış; bununla beraber bu eser dönemi de sona erdirmiştir. 

Servetifünun Edebiyatı Genel Özellikleri

  • Recaizade Mahmut Ekrem'in önderliğinde Servet-i Fünun Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret'in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
  • Fransız edebiyatından etkilendiler.
    • Fransızcada yer alan birçok tamlamayı Türkçeye uyarlamaya çalıştılar. 
    • “Tîrâje, şegaf, ibtikâ, pûşîde, tekattur, tebeşbüş, mükevkeb, müşemmes, mukmir, nevîn” gibi Arapça ve Farsçada bile tercih edilmeyen kelimeleri sözlük karıştırarak kullanmışlardır.
    • Bu nedenle Tanzimat’ın başarmak için uğraştığı dilde sadeleşme çabasını yok sayıp dili yeniden ağırlaştırmakla suçlanmışlardır.
      • “Leyâl-i girîzân, inkisâr-ı hayâl, teb-i ümmîd, havf-ı siyâh, saat-i semen fam…”
    • Türkçenin söz dizimine uymayıp devrik, eksiltili ve uzun cümleler kullandılar.
  • Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
    • Bunalım, karamsarlık eser içeriklerinde bolca rastlanan unsurlardır.
    • Konu ve karakterler, genel olarak İstanbul eşrafından seçilmiştir.
      • Kişiler; genel itibarıyla okumuş, yüksek zümreye has kişilerdir.
      • Bu nedenle “salon edebiyatı” olarak da nitelendiler.
    • Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
    • Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
      • Hayali bir dünyaya sığınmışlardır. 

SERVETİFÜNUN DÖNEMİ ŞİİR ÖZELLİKLERİ

Bu dönemde sanat, sanat içindir anlayışı ağır basmaktadır.

·        Bu nedenle ağır, sanatlı bir dil kullanılmıştır.

  • Arapça, Farsça kelimeler sözlüklerden bizzat araştırılıp kimsenin kullanmadığını kullanma endişesiyle şiire yerleştirilmiştir.

Dönem şairleri, divan nazım şekillerini hemen hemen terk etmiş gibidir.

·        Yabancı şekillerden olan sone, terzarima, serbest müstezat gibi nazım şekilleri denenmiştir.

  • SONE: 14 mısradan oluşur
    •   4+4+3+3
  • TERZARİMA: Üçer mısradan oluşu
    • 3+3+3+3+3+3… ( Sınırı yoktur.)
    •  Aba,bcb,cdc…
  • TRİYOLE: 10 mısradan oluşur.
    • 2+4+4 ŞEKLİNDEDİR.
    • Ab+aaaa+bbbb
  • Anjambuman (ulantı) ile nazım, nesre yaklaştırılmıştır.
  • Cümle yapısı, beyitten ayrılarak mısralara dağıtılmıştır.
  • Anjambuman, anlam bütünlüğünün şiire yayılmasıdır.
  •  Mensur şiir türü ortaya çıkmıştır.
    • Bu türün ilk örneğini Halit Ziya Uşaklıgil vermiştir.
    • Mensur Şiirler, Mezardan Sesler
    • Mehmet Rauf’un Siyah İnciler’i de bu türe örnektir.

Her şey, şiire konu olabilir düşüncesiyle şiirin konusu genişletilmiştir.

  •  Ferdiyetçi şiir ön plandadır.
    • Toplumsal konulardan uzak durulmuştur.
  •  Duygular, gözlemler şiire konu edilmiştir.
    • Genel olarak aşk, tabiat konuları işlenmiştir.
    • Melankoli, kaygılar, acılar, üzüntüler, hayaller…
    • Hayal-hakikat çatışması ele alınır.

Aruz ölçüsü kullanılmıştır.

  • Tevfik Fikret, Şermin adlı şiir kitabında heceyi tercih etmiştir.
  • Aruzun kalıplarıyla oynanmış, aruz Türkçeye uygulanmıştır.

Şiirde parnasizm ve sembolizm tercih edilmiştir.

  • Sembolizmin etkisi, musikiye verilen önemi artırır.
  • Vezin, şekil kusursuzluğunun yanında anlam doyuruculuğu hedeflenir.

Kafiye, kulak içindir anlayışı ön plana çıkar.

 


SERVETİFÜNUN DÖNEMİ ROMAN VE HİKÂYESİ

Batılı anlamda en başarılı roman örnekleri, bu dönemde verilmiştir.

  • Teknik açıdan sağlam eserler yazılmıştır.
    • Olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgi aktarılmamıştır.
  • Realizm ve natüralizm, bu dönemde roman içeriğinde etkilenilen akımlardır.
    •  Bu nedenle tasvire önem verilmiştir.
    • Yazarlar, kişiliklerini gizlemiştir.

Romanlarda mekân, İstanbul’dur.

  •  Karakterler, yüksek zümreden seçilmiştir.
  • Dil olarak ağır ve süslü bir dil tercih edilmiştir.

Romanlarda konu olarak bireysel konular tercih edilmiştir.

  • Ölüm, kaçış tercihi olarak kullanılmış ve romanlar genellikle kötü sonla bitmiştir.

 

Hikâyelerde realizm akımı ön plana çıkar.

  •  Çevre tasvirine önem verilmektedir.

Hikâyelerde ağır bir dil ön plana çıkmıştır

Hikâyeler genellikle İstanbul’da geçmektedir.

  • Bazı yazarlar, Anadolu’yu mekân olarak tercih etmiştir.

Roman ve hikâyelerde dil, üslup bakımından realist bir tavır takınan Servetifünuncular, kahramanlarını gerçek hayatı tanımayan, hislerine yenilmiş insanlardan seçmiştir.


Diğer Türler

  • Bu dönemde siyasi baskıdan ötürü tiyatroda bir gelişim gösterilememiştir.
  • Servetifünun döneminde edebî tenkitte iyi bir gelişim gösterilmiştir.
    • Temelini Fransız edebiyatından alan bu tenkitin Servetifünun’da öne çıkan şahsiyeti ise Ahmet Şuayb’dır.
  • Hatıra türünde Halit Ziya, Kırk Yıl ile Saray ve Ötesi adlı eserleriyle ön plana çıkar.
    • Mehmet Rauf (Edebî Hatıralar), Hüseyin Cahit Yalçın (Edebî Hatıralar ve Siyasi Hatıralar) anı türünün önemli şahsiyetleridir.
  • Gezi yazısı türünde Cenap Şehabettin; Avrupa Mektupları, Afak-ı Irak, Hac Yolunda adlı eserleriyle öne çıkar.

Dönemin Şair ve Yazarları

Tevfik Fikret

Cenap Şehabettin

Halit Ziya Uşaklıgil

Mehmet Rauf

Hüseyin Cahit Yalçın

Celal Sahir Erozan

Süleyman Nazif

Süleyman Nesib

Hüseyin Siret Özsever

Hüseyin Suat Yalçın


Servetifünun Edebiyatı (Edebiyatıcedide) Sanatçıları

1. Tevfik Fikret

  • Galatasaray Lisesi mezunu olan Tevfik, bir süre sonra lisenin müdürü olmuştur.
  • Kendi akımının ve Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir.
    • Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
      • Bu yönüyle Mehmet Âkif, Yahya Kemal ile benzerlik gösterir.
    • Edebiyatımıza şekil açısından yenilikler kazandırmıştır.
    • Sone, terzarima, triyoleyi başarıyla kullanmıştır.
    • Müstezatı geliştirerek serbest müstezatı ortaya koymuştur.
    • Nazmı nesre yaklaştırmıştır.
  • Parnasizm akımından etkilenmiştir.
    • Bu akımın etkisinden ötürü musiki ve şekil kusursuzluğunu ortaya koymuştur.
  • Aruz ile yazan şair, hayatının son döneminde Şermin adlı çocuklara yönelik yazdığı şiir kitabıyla heceyi kullanmıştır.
  • Servet-i Funun'dan sonra herhangi bir topluluğa katılmamış, bazı sosyal şiirler yazmıştır. Bu nedenle hayatında iki dönem yer almaktadır. Birinde sanat, sanat içindir ilkesi varken diğerinde toplumsal konuları da işlemeye başlamıştır. 
    • İlk döneminde aşk, şarap, bahar, aile, ruh sıkıntısı konuları vardır.
    • Sonraki döneminde devletsizlik, haksızlık, rüşvet, yoksulluk işlenmiştir.
      • Doksan Beşe Doğru ve Han-ı Yağma şiirlerinde yöneticileri eleştirmiştir. 
  • Şiirlerinde noktalama işaretlerini kullanmıştır. 
  • “Aşiyan” adını verdiği evinde dönemin şairlerine ev sahipliği yapmıştır.
  • Hüseyin Cahit ile Tanin, Hüseyin Kazım ve Ali Ekrem’le Malumat dergisini çıkarmıştır. 
  • Türk edebiyatında ilk defa İstanbul'u eleştiren şair olmuştur.(Sis şiiri)
  • Balıkçılar, Hasta Çocuk gibi içerikleri, manzum hikâye türünde yazdığı şiirlerdir.
  • Mehmet Akif ile atışmışlardır. Tarihi Kadim şiiri ikilinin arasını açmıştır. Oğlu Amerika'ya okumak için gider ancak papaz olur.

"çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
ama kim yapacak dersin bu işi?
bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?"
  • Lahza-i Taahhür isimli şiirinde de Abdulhamit’e düzenlenen suikastı konu edinmiş, İstibdat Dönemi’nden ötürü suikastın gerçekleşmemesinden dem vurmuştur.
    • Lahza-i Taahhür:
(…) ey şânlı avcı, dâmını bîhûde kurmadın!
atdın... fakat yazık ki, yazıklar ki vuramadın!
(…)
bir kavmi çiğnemekle bu gün eğlenen...(denî)
bir lâhza-i teahhura medyun bu keyfini!
Deni: Alçak
Lahza-i Teahhur: Anlık gecikme
Dâm: Tuzak
Eserleri:
  • Şiir: Sis, Rubab-ı Şikeste(Kırık Saz-Şiirlerini topladığı kitaptır.), Haluk’un Defteri, Ferda (Gençlere seslenir.) Bir Lahza-ı Taahhur (İkinci Abdulhamit’e nefretini anlatır.) Valide, Haluk’un Bayramı, Balıkçılar ( Halkı işler) Tarih-i Kadim (İnançlarını kaybettiği burada anlaşılmıştır.) Doksan Beşe Doğru, Han-ı Yağma, Sabah Olursa, Rübabın Cevabı, Promete…

2. Halit Ziya Uşaklıgil

  • Birçok edebi türde eser vermesine rağmen asıl ününü romanlarda bulmuştur.
    • Edebiyatımızın Batılı teknikle ilk romanını yazmıştır.
    • Türk romancılığının babası kabul edilir.
    • Bu özelliği hikâye türünde de bulunmaktadır.
  • Realizm akımının etkisinde kalmıştır.
    • Sanatlı bir söyleyişi, iyi bir gözlemciliği vardır.
    • Tasvir, realizm gereği eserlerinde bolca yer tutmuştur.
    • Kahramanlarını yaşadığı çevreden seçmiştir. 
    • Kişiliğini eserlerinde gizlemiştir.
  • Mensur şiir yazan ilk sanatçı olarak geçer. 
  • Teknik bakımından en sağlam romanlar ona aittir.
    • Eserlerinde alışılmışın dışına çıkarak cümle dizimleriyle oynamış, devrik cümlelere bolca yer vermiştir.
    • Aşk-ı Memnu teknik bakımından oldukça sağlamdır. 
      • Ramazan Korkmaz’a göre diğer romanları, Aşk-ı Memnu’ya bir hazırlık sürecidir.
  • Romanlarında üst tabakanın hayat özelliklerini işlemesine rağmen hikâyelerinde sıradan insanları işlemiştir.
    • Hikâyelerindeki dil, romanlarına göre sadelik taşır.
  • Öyküleri, olay öyküsü şeklindedir. 
  • Dili öylesine ağırdır ki kendisi sonradan eserlerini sadeleştirme gereği duymuştur. 
  • Realizm ve natüralizmi benimsemiştir.
Eserleri: 
  • Roman: Aşk-Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Aşka Dair, Ferdi ve Şürekası, Sefile, Nesl-i Ahir
  • Hikâye: Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, İzmir Hikâyeleri, Kadın Pençesi
  • Hatıra: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye
  • Tiyatro: Kâbus, Füruzan, Demir-hane Müdürü
  • Makale: Sanata Dair
  • Mensur Şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler

3. Cenap Şehabettin

  • Avrupa’da doktorluk eğitimi alırken Fransız edebiyatçıları, şairin ilgi alanına gir-miştir. 
  • Parnasizm ve sembolizm akımından etkilenmiştir.
    • Şiirlerinde musikiye önem vermiştir. 
    • Biçim güzelliğini hedeflemiştir.
    • Ahenge en uygun ölçü olarak aruz ölçüsünü tercih etmiştir. Ona göre hece ölçüsü “parmak hesabı”dır.
    • Tabiat tasvirlerine bolca yer vermiştir.
  • Sanat, sanat içindir görüşünü benimsemiştir.
    • Arapça ve Farsça tamlamaları aşırı kullanması, onun dilini anlaşılmaz hâle getirmiştir.
      • Yeni tamlamalar üretmiştir.
    • Ahmet Mithat’ın “Dekadanlar” eleştirisine karşılık “Dekadizm Nedir?” makalesini yazmıştır.
  • Milli edebiyat anlayışına karşıdır.
    • Milli mücadele karşıtıdır. 
    • Kurtuluş Savaşı sonrasında yaptıklarından pişman olmuş ve af dilemiştir.
  • Türk Dil Kurultayı’na katılmıştır. 
  • Sebat dergisini çıkarmıştır. 
  • Dahhak-ı Mazlum, Raik Vecdi, Ahmet Peyman adlarını kullanmıştır.
  • Halk arasında birçok dizesi özlü söz olarak kullanılmaktadır.
    • Tiryaki Sözler, bunların toplamıdır. 
    • Ne bütün varını yiyip ölmüş vardır ne her fikrini söyleyip susmuş.
    • Boş mide haykırır derler. Biz de ilave edelim; dolu ağızların sesi çıkmaz.
    • Kalp bir aşktan ötekine göç ederken az çok zedelenir: Tam aşk, ilk aşktır.
    • İçinde yaşadığı zamanı beğenmemek aczin en şâyi (yaygın) şeklidir.
  • Şaire göre "şiir kelimelerle resim yapma işidir."
Eserleri: 
  • Şiir: Elhan-ı Şita, Tamat (Şiir kitabı)
  • Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları, Afak-ı Irak
  • Tiyatro: Yalan, Körebe
  • Düzyazı: Nesr-i Harp, Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Sulh

4. Mehmet Rauf

  • Subaydır ancak Zambak adlı öyküsü ordu tarafından ahlaki değerlere aykırı bulunduğu için ordudan uzaklaştırılmıştır.
    • ...erkekler güçlü olduklarından, 'hakimiyet güçlü olanındır' maddesinin mecburiyetle kadınlar da esarete katlandılar. Genç kızlara istese de istemese de dayatılan kanun…
  • İlk psikolojik romanımız olan "Eylül"ü yazmıştır.
    • Psikolojik unsurlara bolca yer vermiş olması; iç dünyaları, karamsarlığı, aşkı, hazları işlemesine neden olmuştur.
  • Eserlerindeki kişiler zengin, geçim derdi olmayan, sadece aşk ve zevk isteyen tiplerdir. 
    • Karakterlerinin kendi yaşamı ve çevresi olduğu söylenir. 
  • Halit Ziya'nın etkisinde kalmıştır.
    • Mensur şiirler yazmıştır.
  • Rauf Vicdanı takma adını kullanmıştır.
Eserleri: 
  • Roman: Böğürtlen, Eylül, Ceriha Ferdayı Garam, Genç Kız Kalbi, Karanfil ve Yasemin, Define, Son Yıldız, Kan Damlası, Halas, 
  • Hikaye: Üç Hikaye, Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, , Âşıkane, Hanımlar Arasında, Menekşe, Mazide Bir Günah, İlk Temas, İlk Zevk, Aşk Kadını, Kadın İsterse
  • Tiyatro: Sansar, Diken Yağmur-dan Doluya, Pençe, Cidal
  • Mensur Şiirler: Siyah İnciler

5. Süleyman Nazif

  • Diyarbakır doğumludur.
  • Meşveret gazetesinde istibdat rejimi ve II. Abdülhamid aleyhinde oldukça ağır yazılar yazdı.
  • Yazdığı “Kara Bir Gün”, İstanbul’un işgaline karşı yazılmıştır.
    • Bunun üzerine Malta’ya sürgün edilir.
  • Ahmed Hâşim onu “kelimelerin serdarı” olarak görmüştür.
  • Bir dönem bireysel konuları ele alsa da sonraki dönemlerde toplumsal konulara yönelmiştir.
    • Servetifünun tarzındaki yazıları “İbrahim Cehdî” adıyla yayımladı.
    • Namık Kemal etkisinde kalmıştır.
    • Toplumdan uzaklaşmamış, içine kapanmamıştır.
    • Cenk Türküsü eseri heceyle yazılmıştır.
  • Yazdığı “Hz. İsa’ya Açık Mektup”uyla dönemin Hristiyan ve Müslümanlarından tepki görmüştür.
Eserleri: 
  • Şiir: Firak-ı Irak, Gizli Figanlar, Malta Geceleri
  • Nesir: Çal Çoban Çal, Namık Kemal, Süleyman Paşa, Hitabe, Batarya ile Ateş, El Cezire Mektupları

6. Celal Sahir Erozan

  • Ahmed Celâl, Hikmet Celâl, Velhan, Şârık gibi adları kullanmıştır.
  • Kadın şairi ya da Nişanlı Şair olarak bilinir.
    • Daha çok aşk ve kadın temasını işler.
    • Feminizm içerikli eserler sun-muştur.
    • Servetifünun, Fecriati, millî edebiyat, Cumhuriyet edebiyatı içerisinde yer almış; Millî edebiyata kadar olan dönemde aşk, kadın, yalnızlık gibi konuları işlemiştir. Cumhuriyet Edebiyatı ve Millî Edebiyat Dönemi’nde vatan içerikli konulara yönelmiştir.
Eserleri: 
  • Şiir: Siyah Kitap, Beyaz Gölgeler, Buhran, Kardeş Sesi

7. Diğer Şair ve Yazarlar

  • Hüseyin Suat Yalçın “Gave-i Zâlim” takma adıyla yazılar yazmıştır.
    • Gave Destanı, Lane-i Melâl şiir türünde yazdığı eserlerdir.
    • Aruz ve heceyi kullanmıştır.
    • Tiyatro türüne önem vermiştir.
  • Ali Ekrem Bolayır, Namık Kemal’in oğludur.
    • Vasiyet adlı şiirinde Türk-Yunan savaşını işler.
    • Kaside-i Askeriye şiiri, Hürriyet Kasidesi’ne naziredir.
  • Süleyman Nesib, edebiyatımızın ilk sone-sini yazan şair olarak kabul görmektedir.
  • Saffet Nezihi, “Zavallı Necdet” adlı romanıyla bilinir.
  • Saffeti Ziya, “Salon Köşelerinde” adlı romanıyla tanınmıştır.
  • Ahmet Şuayb, dönemin “tenkit” türün-deki en önemli temsilcidir.

Bağımsız Sanatçılar

1. Hüseyin Rahmi Gürpınar

  • Naturalizmin Türk edebiyatındaki en önemli temsilcilerindendir.
    • Realizm, natüralizm etkisindedir.
  • Toplum için sanat görüşündedir.
    • Ahmet Mithat Efendi’nin etkisinde kalmıştır.
      • Ahmet Mithat, kendisini “veled-i manevi” (manevi çocuk) ilan etmiştir.
    • Bu nedenle olayın akışını keserek bilgi verme gibi bir huya sahiptir.
    • Toplumun günlük yaşamını ironik ve güldürücü etkenlerle anlatmıştır.
    • Sade ve anlaşılır bir anlatıma sahiptir.
    • Tüm çocukluğu akrabası olan kadınların arasında geçtiği için örf, âdet, hurafe, batıl inanç, aşk, cinayet gibi kavramları bolca işler.
    • Halkın yaşamına dair unsurları eserlerinde yansıttığı için “töre romanı” tarzına yakındır.
  • Hemen her şey onun eserlerine konu ol-muştur.
  • Mizaha, günlük konuşmalara çok sık baş-vurmuştur.
  • Ona göre roman sokağın aynasıdır. 
    • Sokağı romana taşıyan sanatçıdır.
  • Yabancı hayranlığı, mürebbiye takıntısını, kadın dedikodularını eserlerinde sıkça işlemiştir.
  • Eserleri İstanbul merkezlidir. 
    • Anadolu yoktur.
Eserleri: 
  • Roman: Şık, Şıpsevdi, Utanmaz Adam, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, İffet, Mürebbiye, Dünyanın Mihveri Kadın mı Para mı?, Dirilen İskelet, Kesik Baş, Hakka Sığındık, Ayna, Metres, Mutallaka, Nimetşinas, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Cadı, Ben Deli miyim
  • Hikaye: Kadınlar Vaizi, Katil Buse, Namusla Açlık Meselesi, İki Hödüğün Seyahati, Melek Sanmıştım Şeytanı, Gönül Ticareti, Meyhanede Hanımlar, Eti Senin Kemiği Benim
  • Tiyatro: Kadın Erkekleşince, Tokuşan Kafalar, Gülbahar Hanım, İki Damla Yaş

Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç

Dünyaya bir Kuyruklu Yıldız’ın çarpacağı ve dünyanın yok olacağı dedikoduları yayılmıştır. İrfan Galip, kendini geliştirmiş, fen ilimlerini okumuş bir Osmanlı erkeğidir. Bu safsatalara inanmamıştır. Daha önce yanaştığı bir kadının onu dışlaması, kadınlara karşı bir nefret oluşturmuştur onda. Bu söylentilerin kadınlar arasında yayılmasını fırsat bilerek onları korkutmak ve öç almak için çeşitli yazılar yazmış ve konferanslar vermiştir. Böylece cahil kadınları korkutarak, alay ederek intikamını alacaktır. Fakat bu nefret gizli bir kadından gelen mektupla değişir. Feriha Davut (Lutfiye) adlı bu kadın kültürü ile bütün kadınların cahil olmadığını göstermiş ve İrfan Galip’i bilgisi ile kendine âşık ettirmiştir.

Gulyabani

Şefika Hanım’ın değerli bir konağı vardır. Muhsine de bu konağa hizmetçi olarak gelir. Çeşmifelek ve Zenci Ruşen Dadı ile  ortalıkta gezen gulyabani, peri, cin vb. yaratıklara inanmaktadır. Hasan adında yakışıklı bir genç Muhsine'ye aşık olmuştur. Onu görmeye gelir fakat Muhsine onun da peri olduğunu zanneder. Hasan, gerçek bir insan olduğunu peri, cin gibi saçmalıkların olmadığını söyler ve bu işi çözeceğini söyler. Hasan bu gizemi çözer. Gulyabani, Şefika Hanım’ın yeğeni Şevki'dir. Halasını korkutarak konaktan çıkmasını sağlamak ve konağa kendi sahip olmak için bu yolu denemiştir. Olaylar çözülünce Hasan ile Muhsine evlenir, Şefika Hanım konağını onlara verir.

Şık

Şöhret Bey, alafranga tiplere ilgi duyan bir tiptir. Fransızlara hayrandır ve Jön Türklere bu yönden ilgi duymaktadır. Ancak tavırları özentilikten öteye gidemez. Hatta kendini asil hissetme adına "Satırzade" adını da almıştır. Şöhret Bey, Madam Potiş adında düşkün bir kadınla tanışır. Bu kadın otuz yaşını geçmiş, şişman, çilli bir yüze sahiptir ancak Şöhret Bey'in ilgisini çekecek bir kesimden gelmektedir. Kadın, aslen Fransızdır. Ancak Şöhret Bey, bu alafranga yaşantıyı kaldıracak kadar güçlü bir ekonomiye sahip değildir. Bu nedenle bir gün, annesinin küpelerini çalarak Madam Potiş ile birlikte takılmaya çalışır. Madam Potiş'ten duyduğu "Avrupalılar, köpek olmadan dışarı çıkmaz." söylemi üzerine sokaktan bulduğu bir köpeği, cins bir köpekmiş gibi yanında taşımaya çalışır. Bir gün Maşuk Bey, kız arkadaşıyla dost grubunu tanıştırmak için arkadaşlarını eve davet eder. Yoldan yalnız geçen Şöhret Bey'i de davet eder. O gece Şöhret Bey, evdeki tüm ziynet eşyalarını çalar. Şöhret Bey, dans dersi aldığı gün Madam Potiş ile beraber yanlışlıkla havuza düşer ve Madam Potiş çığlık atar. Potiş'in sokaktan bulduğu köpek de diğer konuklara saldırır ve konuklardan biri köpeği öldürür. Polis, olay yerine gelir ve tabancanın uyuz bir köpek için olduğunu fark eder. Şöhret Bey, polislerin kendi için geldiğini düşünür. Polislerin söylediği "köpek" sözünü "küpe" anlayınca her şeyi anlatır. Madam Potiş ile beraber hırsızlıktan ötürü hapse atılırlar. 


2. Ahmet Rasim

  • Edib-i Şehir olarak tanınır. 
    • İlk fıkra yazarımızdır. 
  • Eserlerinde var olan kişilerin örf ve adetlerine yer vermiştir.
  • Yapıtlarında sohbet havası vardır.
  • Servet-i Fünundan uzak durmuştur, Ahmet Mithat Efendi'nin edebi çizgisini izlemiştir.
  • Eserlerinde yaşadığı döneme ait ayrıntılı bilgiler vermiştir.
  • Şarkı da bestelemiştir... 
Eserler: 
  • Anı: Gecelerim, Falaka, Fuhş-i Atik, Muharrir
  • Gezi: Romanya Mektupları
  • Fıkra-Sohbet-Makale: Eşkâl-i Zaman, Muharrir Bu Ya, Şehir Mektupları, Rama-zan Sohbetleri, Gülüp Ağladıklarım
  • Roman- Hikâye: Bir Sevgi, Endişe-i Hayat, Güzel Eleni, Askeroğlu, Tecrübesiz Aşk, İki Güzel Günahkâr, İki Günahsız Sevda, Ülfet…

Hazırlayan: Melih ÖZDAMAR
Bu uyarı bildirim kutusudur
İçeriklerimiz, pdf anlatımlar dahil, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nca korunmaktadır. Telif haklarının herhangi bir şekilde ihlali, başka yerlerde isimsiz yayımlanması, çeşitli kitap kaynaklarında izinsiz yer alması, içeriğin izinsiz kopyalanıp başka bir isimle tanıtılması vb. ile yapan kişi, kişiler veyahut kurumlar hakkında gerekli işlemler başlatılacaktır. 
Türkçe ve Edebiyat yönetimi.
Daha yeni Daha eski